Türkiye, yenilenebilir enerji kaynakları içinde rüzgar enerjisine yaptığı yatırımlarla sadece kurulu gücünü artırmakla kalmıyor, aynı zamanda bu alandaki üretim kapasitesiyle küresel bir sanayi üssüne dönüşüyor. Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkanı İbrahim Erden, Türkiye'nin rüzgar enerjisi serüveninde kritik bir eşiği aşarak sanayileşme yolunda dev adımlar attığını vurguladı. Erden'e göre, Türkiye artık sadece projelerin geliştirildiği bir pazar değil, aynı zamanda dünyanın en gelişmiş rüzgar türbini bileşenlerinin üretildiği stratejik bir teknoloji merkezi konumunda bulunuyor.

Bugün itibarıyla Türkiye rüzgar enerjisi ekosisteminde yaklaşık 150 sanayi şirketinin faaliyet gösterdiğini belirten Erden, bu şirketlerin oluşturduğu değer zincirinin Türkiye’nin ekonomik büyümesine ve ihracat rakamlarına doğrudan katkı sunduğunu ifade etti. Sanayi altyapısının çeşitliliğine dikkat çeken Erden, ülkede 7 adet kule üretim tesisi, 3 adet kanat fabrikası, 4 adet jeneratör tesisi ve dişli kutusu üretim üniteleriyle devasa bir üretim ağının kurulduğunu kaydetti. Bu tesislerin sadece iç pazara değil, Avrupa'dan Orta Doğu'ya, Kuzey Afrika'dan Orta Asya'ya kadar geniş bir coğrafyaya ihracat gerçekleştirdiğini hatırlattı.
Türkiye'nin lojistik avantajlarının altını çizen Erden, coğrafi konumun rüzgar sanayicileri için benzersiz fırsatlar sunduğunu dile getirdi. Hızlı teslimat, yüksek mühendislik kabiliyeti ve maliyet avantajının Türkiye'yi rakiplerinden ayırdığını belirten TÜREB Başkanı, bu avantajın kalıcı hale gelmesi için pazar sürekliliğinin önemine değindi. Erden, "Üreticilerimizin uzun vadeli yatırım kararları alabilmesi için iç pazarın öngörülebilir olması şart. Düzenli YEKA takvimleri ve kararlı kurulum hedefleri, sanayicimize önünü görme imkanı tanıyacaktır" dedi. 2025 yılı için planlanan 2,1 gigavatlık yeni kurulum kapasitesi ve ardışık ihalelerin sektöre büyük bir dinamizm getirmesi bekleniyor.
Sektördeki istihdam rakamlarına da değinen İbrahim Erden, rüzgar ekosisteminin sanayi, inşaat, işletme ve bakım kollarında toplamda 20 binden fazla kişiye iş imkanı sağladığını belirtti. Özellikle teknoloji geliştirme alanındaki ilerlemelerden bahseden Erden, EÜAŞ ve ASELSAN iş birliğiyle hayata geçirilen 4,3 megavatlık rüzgar türbininin yüzde 80'lik yerlilik oranına ulaşmasının Türkiye'nin mühendislik gücünü kanıtladığını ifade etti. Bu yerli türbin projesi, Türkiye'nin sadece montaj değil, aynı zamanda tasarım ve teknoloji geliştirme kabiliyetinde de üst lige çıktığını gösteriyor.
Gelecek vizyonunda deniz üstü (offshore) rüzgar enerjisi projelerinin hayati bir rol oynayacağını belirten Erden, bu alanın açılmasıyla kule, kanat ve kablo üretiminde yeni yatırım dalgalarının tetikleneceğini söyledi. Liman lojistiğinin offshore projeleriyle birlikte yeni bir uzmanlık alanı olarak gelişeceğini öngören Erden, Türkiye'nin denizlerindeki rüzgar potansiyelini enerjiye dönüştürmek için sanayinin hazır olduğunu bildirdi. Ancak bu büyümenin önündeki en büyük engellerden biri olan şebeke altyapısının modernizasyonu konusunda da uyarılarda bulundu.
TEİAŞ'ın şebeke yatırımlarını hızlandırması ve kapasite darboğazlarını şeffaf bir şekilde paylaşması gerektiğini savunan Erden, yatırımcıların finansmana erişim noktasında yaşadığı zorluklara da değindi. Kur riski ve gelir belirsizliğinin aşılması için uzun vadeli alım garantilerinin ve depolama çözümlerinin kritik olduğunu ifade etti. 2035 yılına kadar hedeflenen 7,5 gigavatlık batarya kapasitesinin, rüzgar enerjisinin sistem entegrasyonu için kilit bir öneme sahip olduğunu belirterek sözlerini noktaladı.